HEKİMİN AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Hasta ile hekim arasındaki ilişki, hastanın hayatı veya bir uzvu tehlikede olmasına rağmen bu konuda hiç bilgi sahibi olmaması; hekimin de hastaya yardım edebilecek ve sorununu çözebilecek tek meslek grubuna mensup kişi olması dolayısıyla, adeta bir muhtaciyet ilişkisidir. Hekim, hastaya göre daha üstün durumdadır. Ancak ideal olarak bu ilişkinin bir güven ilişkisi olması gerekmektedir. Dolayısıyla, hasta hekime güvenmeli; hekim de hastanın güven duymasını sağlamalıdır. Bunun birinci şartı, hekimin hastayı, rahatsızlığı, tedavisi ve sonuçları konusunda geniş ve ayrıntılı bir biçimde aydınlatması ve daha da önemlisi, bu aydınlatma karşılığında hastanın -veya somut olayın gerektirmesi sonucu hasta yakınlarının- tedavi biçimine ve doğabilecek sonuçlar hususunda onay vermesi olacaktır. Hastanın aydınlatılmış rızasının alınmasında, hekimin hastasını aydınlatması yükümlülüğü ilk aşamayı oluşturur. Aydınlatma yükümlülüğü genel olarak hekimce ve müdahaleden önce ve uygun bir şekilde yerine getirilmelidir.

Hekim ile hasta arasındaki ilişki, genel olarak, sözleşmesel açıdan gerek doktrinde gerekse içtihatlarda vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir. Hasta ve hekim arasında olduğu gibi, taraflar arasında özel bir güvene dayalı hizmet ilişkisinin kurulduğu vekalet sözleşmesi ilişkilerinde ise aydınlatma yükümlülüğü büyük öneme sahiptir.

Ülkemizde aydınlatma ve buna bağlı olarak aydınlatılmış onam kavramları Hasta Hakları Yönetmeliği başta olmak üzere çeşitli düzenlemelerde dağınık olarak yer almaktadır.

Öncelikle, hekimin hastasına müdahale edebilmesi için bazı istisnai durumlar dışında varlığı zorunlu olan hastanın tıbbi müdahaleye rızasının koşulu niteliğindeki aydınlatma yükümlülüğünün hukuki dayanağını normlar hiyerarşisi uyarınca öncelikle T.C. Anayasasının 17. maddesinin I. fıkrasında bulmak mümkündür. Söz konusu düzenlemede, herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı ifade edilmiştir. Aynı şekilde, Medeni Kanun’un 23. maddesinde kişisel özgürlüklerden vazgeçilemeyeceği belirtildikten sonra, Medeni Kanun 24. madde, Borçlar Kanunu’nun 51 vd. maddelerinde kişilik hakkına ve bu kapsamda kişiliği oluşturan varlıklara vaki olan hukuka aykırı müdahaleler karşısında müdahalede bulunanın hangi yaptırımlara tabi olacağı ifade edilmiştir.

Bununla birlikte, aydınlatma ve aydınlatılmış onam kavramlarıyla ilgili 1219 sayılı Kanun md. 70, Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği md. 15-18-22-24-25-31, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi md 14/2, Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları md.26’da başta olmak üzere mevzuatta çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır.

Bunlar arasında en kapsamlı düzenleme ise Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın Aydınlatılmış Onam başlıklı 26. maddesinde yer almaktadır. İlgili maddede hekimin hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatacağı, yapılacak aydınlatmanın hastanın toplumsal ve ruhsal durumuna uygun olması gerektiği, bilgilerin hasta tarafından anlaşılabilecek şekilde verilmesi gerektiği, hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hastanın kendisinin belirleyeceğini, sağlıkla ilgili her türlü girişimin, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabileceğini, alınan onamın, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersiz olacağını, acil durumlarda kimin izninin alacağını, hastanın vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabileceği düzenlenmiştir.

Her ne kadar Meslek Etik Kuralları bağlayıcı hukuki düzenlemelerden olmasa da yasal düzenlemelerin yorumlanmasında başvurulacak yardımcı kaynaklardır. Bununla birlikte, meslek etik kuralları, mesleki örf ve adet kuralı seviyesine ulaşmış ise, Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesinin II. fıkrasına göre hukuksal düzenlemelerin olmadığı hallerde başvurulacak ikincil nitelikteki hukuk kaynağıdır.

Uluslararası düzenlemelerde ise aydınlatma ve rızaya, başta İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olmak üzere, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Avrupa Hasta Çocuklar Bildirgesi, Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü ve Dünya Tabipleri Birliği’nin birçok bildirgesinde yer verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelerin yanı sıra, daha önce de değindiğimiz gibi, özel hukuk bağlamında hasta ile hekim arasındaki ilişki, genel anlamda bir vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir. Bundan dolayı, günümüzde hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuksal dayanağının vekilin sadakat borcu olduğu ifade edilmektedir. Bu kapsamda hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ifası, hastasından talep gelmeden onun kendi geleceğini serbestçe belirleme hakkını icra edebilmesini sağlayacak şekilde bütün bilgileri ona aktarması ile mümkündür. Ayrıca, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü vekilin sadakat borcu yanında, müvekkilin emir ve talimatları dairesinde hareket etmesini düzenleyen TBK’nın 505. maddesi ve vekilin müvekkile hesap verme borcunu düzenleyen 508. maddesinden de çıkarmak mümkündür.

Aydınlatmanın şekline ilişkin ise hukukumuzda genel geçerli bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18/II. maddesinde hastanın, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla, mevzuatımızda durum böyleyken, hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebileceğini, bu konuda şekil serbestisi bulunduğunu ancak her halükarda yazılı bilgilendirmenin ispat kolaylığı sağlayacağını söylemek mümkündür.

Yukarıdaki düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere, aydınlatma yükümlülüğünün rızanın bir koşulu olması ve bu bağlamda hastanın bedensel ve ruhsal bütünlüğü ile ilgili olarak serbestçe karar alma özgürlüğünü temin etmek ve tıbbi tedavinin planlanması ve uygulanması bakımından hastanın serbestçe ve durumun gerektirdiği kararı verebilecek duruma gelebilmesini sağlayabilmek için varlığı zorunlu bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Av. Zühra ACAR